FOÇA İZMİR - TÜRKİYE

  FOÇA GENEL BİLGİLERİ

COĞRAFİ KONUMU :
İzmir iline bağlı 28 ilçe merkezinden biridir. İlçeyi doğuda Menemen, kuzeyde Çandarlı, batıda  Ege Denizi, güneyde de İzmir Körfezi çevreler. Yüzölçümü yaklaşık 228km. dir. Yenifoça bucağı, Bağarası, Gerenköy beldeleri, Yenibağarası, Ilıpınar, Yeniköy ve Kozbeyli köyleri vardır.

İKLİMİ :
Yörede Akdeniz iklimi hüküm sürer.İzmir ili içinde en az yağış alan ilçelerden biridir. Rüzgarlı gün sayısı fazladır. Yaz mevsiminin en sıcak ayları Temmuz Ağustostur. Hava sıcaklığının35 dereceyi aştığı günler olur. Her gün öğleye doğru çıkan deniz meltemi (imbat) bunaltıcı sıcakları hafifletir.

ULAŞIM :
İzmir-Çanakkale karayolunun 39.ncu km.sinden sonra 26 km.lik yol izlenerek Foça’ya ulaşılır. İzmir-Foça arasında karşılıklı olarak otobüs seferleri düzenlenmektedir.

EKONOMİ :
Köylerde tarım ve hayvancılık, Foça ve Yenifoça’da ise turizm ve balıkçılık en önemli geçim kaynağıdır.

EĞİTİM :
İlçede okuma yazma oranı % 98’dir. İlçede lise, Anadolu otelcilik ve turizm meslek lisesi, ilköğretim okulları bulunmaktadır.

HABERLEŞME :İzmir dışından arayacaklar için telefon kodu 0 232, posta kodu 35680’dir.

YENİFOÇA

COĞRAFİ KONUMU :
İzmir’in kuzeybatısında küçük bir sahil kasabası olan Yenifoça günümüzde şirin bir tatil beldesi özelliği kazanmıştır. İzmir’e uzaklığı 64 km.dir. Yenifoça’dan, Aliağa-İzmir karayolu ile 45 dakika içerisinde İzmir’e ulaşılmaktadır. Güneybatısında 20 km.lik asfalt yolun sonunda Foça ilçesine ulaşılır. İki Foça arasında kalan bu yolun bir tarafı denizle, diğer tarafı ise yer yer çam ormanı ile kaplıdır. Yenifoça’nın doğusunda zeytin ve çam ağaçları ile kaplı 200 m. Yüksekliğinde Fula dağı Güneydoğusunda 416 m. Yüksekliğinde Şaphane dağı, Güneyinde Kapıkaya Tepeleri ile batısında Kızıldağ ve Değirmentaşı dağı bulunmaktadır. En yakın köyleri Kozbeyli, Horozgediği, Çakmaklı ve Kocamehmetler’dir
köyleri vardır.

İKLİMİ :
Yenifoça’da Akdeniz iklimi özelliğindedir. Yazları ılık ve kurak kışları soğuk ve yağışlı geçer. Kuzeye açık olduğundan poyraz rüzgarı çok eser.Yaz ayları sıcaklık ortalaması 27 derecedir.

HABERLEŞME :İzmir dışından arayacaklar için telefon kodu 0 232, posta kodu 35695’ dir.
 

MESAFELER

Foça -  istanbul            668 km.

Foça  - İzmir                 65 km.

Foça - Bergama            85 kın.

Foça - Efes                 144 km.

Foça - Pamukkale       326 km

Foça - Çeşme             160 km

Foça - Assos              255 km

Foça - Truva                 90 km

Foça - Yeni Foça          32 km

******

TARİHİ :
 

Foça, antik dönemde “Phokaia” ismini taşıyordu ve İyon yerleşmelerinin en önemlilerinden biriydi.Bugünkü batı uygarlığının temelleri İ.Ö.6.ncı yy.da İyonya’da atıldı. Dönemin İyonya’sı felsefe, mimarlık ve heykeltraşlıkta da dünya ya yol gösterdi. Phokaia’lı Telephanes, İ.Ö.5.nci yüzyılda Pers (İran) saraylarını süslemiş bir heykeltraştı. Theodoros, İ.Ö. 4.ncü yy.da ünlü bir mimardı. İ.Ö. 494 yılında Lade deniz savaşını yöneten de Phokaia’lı bir komutan olan Dionysos’tu. Adını foklardan alan Phokaia İ.Ö.11.nci yy.da Aiol’larca kuruldu. İyon yerleşmesi ise İ.Ö.9.cu
yy.la rastlar. Denizcilikle ün yapmış Phokaia’lılar, 50 kürekli, 500 yolcu taşıma kapasiteli, hızlı gemiler ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz’e açılarak çok sayıda koloni kurdular. En önemli koloniler, Karadenizde Amysos (Samsun), Çanakkale boğazında Lampsakos (Lapseki), Midili adasında Methymna (Molyvos), güney İtalya’da Elea (Velia), Korsika’da Alalia , güney Fransa’da Massalia (Marsilya), Nice ve Antibes, İspanya’da Ampuria’dır. Böylece, Phokaia, pek çok Avrupa kenti için ana kent olmuştur.

Günümüzden 2600 yıl önce Marsilya’nın anakenti olan Foça, bugün mega bir kent olan Marsilyanın yanında çok küçük kalmıştır.Son altı yılda, bu iki yer arasındaki ilişkilerin gelişmesi açısından önemli adımlar atıldı. Marsilya Belediyesine bağlı Tarih Müzesi Müdiresi Myriame Morel ile Kültürel Değerler Atölyesi Müdürü Daniel Drocourt, Marsilya kenti adına bir çok kez Foça’ya geldi. Marsilya Kültür ve Sanat Akademisi 1993 yılı ekiminde Fransa Akademiler toplantısını Marsilya’da gerçekleştirerek Foça-Marsilya ilişkilerini resmen kamuoyuna açıkladı. Ağustos 1994 yılında’da Marsilya’ya bağlı Cassis Belediye Başkanı Gilbert Rastoin Foça’yı Marsilya Başkonsolosumuz ile birlikte ziyaret etti.Phokaialıların denizcilikteki ustalığı, ticaret alanında da başarılı olmalarına neden oldu.

Phokaia, İyonya’da doğal altın gümüş karışımı olan Elektron sikkeyi ilk bastıran kentlerden biridir. Phokaia, İ.Ö 546 yılında Perslerin (İranlıların) tahrip ettiği ilk iyon kentidir. Bu pers istilası ile şehrin görkemli çağı sona ermiş, şehir halkının büyük bir çoğunluğu şehri terk etmiştir.İ.Ö 334 yılı ilkbaharında Büyük İskenderin Anadolu’ya ayak basması ile Pers egemenliğinin ortadan kaldırması, yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

Helenistik devir denilen bu dönemde , kent fiziksel büyümesini sürdürmüş , ancak İ.Ö 6 ve 7 . ci yy. ‘ lardaki ekonomik ve kültürel büyüklüğüne asla erişememiştir. İskenderin ölümünden sonra, Seleukoslarıın, Bergama Krallığı ile Romalıların yönetimine girdi. Erken Hıristiyanlık döneminde ise bir piskoposluk merkeziydi. Cenevizliler Yenifoçayı kurmuş ve buradaki şap madenini işletmişlerdir.

13. cü yy. da Türk Beyliklerinden Çakabeyin, daha sonraları Saruhanbeyliğini yönetiminde kalmıştır. Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet 1455 yılında Foça’yı Osmanlı topraklarına katmıştır.1867 yılında her iki Foça birleştirilerek Manisa eyaletine bağlanmıştır. Foça 15 Mayıs 1919 tarihinden kuruluş günü olan 11 Eylül 1922 tarihine kadar Yunanlıların hakimiyetinde kalmış, bu tarih itibariyle de yeniden Türk hakimiyetine girmiştir.

MARSİLYA’NIN KURULUŞU

Maceralı bir yolculuktan sonra “Foça”lılar “ARMARİQUE” kıyılarına çıkarlar. “RHONE” yakınındaki “SEGOBRİGES”lerin desteğinden fayda umarak, Foçalıların şefi olan “PROTİS” arkadaşları ile birlikte kralları “NANNUS”a giderek iyi dileklerini sunarlar.O gün kral “NANNUS” önde gelen şeflerine bir yemek vermektedir. Bu yemek şerefine kralın kızı “GYPTİS” geleneklere göre bir eş seçecek ve kendisine düğün kupasını verecektir. Güzel “GYPTİS” görünür ve “GRECS” lere doğru döner. “PROTİS”in asil görünüşüne ve
erkek güzelliğine hayran kalarak, kendisine kupayı uzatır. İki nişanlı evlenir ve Foçalılar
kolonilerini “ANATİLİENS” topraklarına kurarlar. Böylece “SALYENS”lerden gelen ve
“MAS” “SALYARUM” diye iki ayrı Celtique kelimesinden oluşan “MASSİLİA” şehrinin temeli atılmış olur.(Bu olay 45. Olimpiyat’ın 1. Yılında geçmektedir.)

Phokaia’lı denizcilerin Marsilya kıyılarına ilk çıkışları MÖ. 6 Yüzyıl

Marsilya’nın eski liman girişinde şöyle bir yazıt okunur.
“Oturduğunuz bu şehir MÖ.600 yılında Phokaia’dan gelen denizciler tarafından kurulmuştur ve uygarlıkları buradan yayılmıştır.”

FOÇA’DA ARKEOLOJİK KAZILAR:
Foça’da arkeolojik kazılar üç dönem gösterir.

BİRİNCİ DÖNEM KAZILAR:
Fransız arkeolog Felix Sartiaux tarafından 1913-1920 yılları arasında yapılmıştır.Kentin 1/5000 ölçeğinde bir haritasını yapan Sartiaux , yarım ada üzerinde ve Foça’nın değişik yerlerinde 15 ayrı sondaj gerçekleştirmiştir.

İKİNCİ DÖNEM KAZILAR:
Or.Prof.Dr.Ekrem AKURGAL başkanlığında yapılmıştır. AKURGAL 1952’den 1956’ya kadar sürekli 1974 yılına kadar da aralıklı olarak Foça‘da çalışmış ve kazılar Athena tapınağında yoğunlaşmıştır. Athena tapınağı şu anki ortaokul binasının arka kısmındaki ana kayalık üzerinde
bulunuyordu. Bu kazı döneminde Phokaia’nın arkaik dönem (İ.Ö.7-6.yy) yerleşmesine ve Athena tapınağına ait buluntular ortaya çıkarılmıştır.

ÜÇÜNCÜ DÖNEM KAZILAR:
Uzun bir aradan sonra Prof.Dr.Ömer ÖZYİĞİT tarafından 1989 yılında başlamış olup, halen devam etmektedir. 1989-1990 yıllarında seramik atölyeleri, 1991 yılında antik tiyatro, 1992 de arkaik sur (Herodot duvarı) 1993 de Kybele açık hava tapınağı ve Roma dönemi mozaikleri,
1996 da da yine mozaik bulunmuş ayrıca Foça’nın arkaik döneme ait tam plan veren en eski tek yapısı Megaron ortaya çıkarılmıştır. Foça kazı başkanlığınca, kazılarda çıkan bazı malzemelerin (seramik, çanak, çömlek, çatı kiremiti, amforaların da restorasyonu ve çizimleri) yapılmaktadır.
1998-1999 kazı sezonunda Athena Tapınağı kazısı başlamış halende devam etmektedir. Ayrıca Atatürk Mah. Sevgi caddesinde yapılan kanalizasyon çalışmaları sırasında M.Ö. 6.yy.dan M.S.3.yy.’a kadar kullanılan çok sayıda mezar ve M.Ö. 6.yy.başlarına ait 2 adet yapı ortaya çıkarılmıştır bu dikdörtgen planlı yapılar dinsel amaçlıdır. Bu caddedeki kazı alanı veriler alındıktan sonra kapatılmıştır.

PHOKAİA’DA ANTİK ÇAĞDA KİL SANATI :
Kilden eser yapımı antik dönemlerden günümüze kadar insan oğlunun en önemli uğraşlarından biri olmuştur. 1989 dan bu yana yapılan üçüncü dönem kazılarda seramik üretiminin özellikle Roma döneminde büyük boyutlara ulaştığı anlaşılmıştır. Çanak çömlek üretiminde antik çağdan bu yana kullanılan teknikler zaman içerisinde değişse bile geleneklere uygun olarak geçerliliğini korumuştur. Kil önce dövülür, çok küçük parçalara ayrılır, dinlendirme havuzlarında arındırılır. Bu havuzlarda ki değişik düzeylerde ki kil hamuru, yapılmak istenen nesneye göre ayrılır.
En üstteki arındırılmış kil, heykelcik, orta kesimdeki, çanak çömlek yapımı için kullanılır. Daha alt düzeylerde bulunan içerisin de katkı maddesi çok olan kilden ise daha kaba malzeme örneğin çatı kiremitleri ve su künkleri yapmak için yararlanılıyordu. Hava boşluklarını yok etmek için iyice yoğurulan kil, çömlekçi çarkında biçimlendirilerek fırınlarda odun ateşinde 900 derece civarında pişirilirdi. Boyama işlemi fırınlamadan önce yapılırsa renk kalıcı olur. Phokaia’da yapılan kazılarda pişmiş topraktan yapılmış çok sayıda heykelcik ele geçirilmiştir. İ.Ö. 6 yy’dan
itibaren heykelcikler elle yapıldıklarından içleri doluydu. İ.Ö. 6 yy dan itibaren heykelcikler kalıpla üretilmeye başlanmıştır. Bu nedenle seri üretime geçilmesiyle birlikte pişmiş toprak heykelcikler yaygın olarak görülmeye başlandı.

YÖREDEKİ DOĞAL VE ARKEOLOJİK DEĞERLER:

TAŞ EV :
Foça’nın 7 km. kadar doğusunda, kuru bir dere yatağı kenarında İ.Ö.4.yy.a tarihlenen Lydia / Lykia geleneğinde Pers etkisi altında kalınarak yapılmış bir mezar anıtıdır. 2000 yılında başlatılan restorasyon çalışmaları 2001 yılında tamamlanarak ziyarete açılmıştır.

DIŞ KALE : 1678 yılında yapılan kalenin bütünlüğünden geriye az bir şey kalmıştır.
İç kısımda bir Türk hamamının kalıntısı bulunmaktadır.

ŞEYTAN HAMAMI : Antik çağda kayalara oyularak yapılmış bir aile mezarıdır. Mezar,
uzun bir yol ve iki mezar odasından oluşmuştur. Ord.Prof.Ekrem AKURGAL’ın yapmış olduğu kazılar sırasında bulunan seramik mezarın İ.Ö. 4.yy.la ait olduğunu ortaya koymuştur.

AĞALAR KONAĞI : Antik Phokaia’nın ve aynı zamanda Osmanlı döneminden
20yy başlarına kadar iskan alanı olan antik yarımada üzerinde bulunmaktadır. 300 yıllık bir yapı olduğu söylenir.
1992 yılında ki yangında tamamen tahrip olmuştur. Günümüzde maalesef geriye pek fazla bir şey kalmamıştır. Ağalar Konağı yığma taş zemin üzerine ahşap karkas bir yapıya sahipti. Cephe özellikleri, Safranbolu, Kayseri ve Batı Anadolu sakız tipi ev özelliklerini taşıyordu. Atatürk 1933 yılında Foça’ya geldiğinde bu yapıda kalmıştır.

SİREN KAYALIKLARI : Foça ilçesi 1. Derece deprem kuşağında yer almaktadır. Foça kıyılarında ki ada ve adacıklarda bu volkanik yapıyı göstermektedir. Mitolojide siren; kuş vücutlu kadın başlı yaptıkları büyülü müziğin güzellikleriyle tanınan yaratıklardır. Siren kayalıkları fokları andıran adaların en büyüğü olan Orak adasının kuzey batısında yer almaktadır. Sirenlerin burada yaşadığı ve yaptıkları büyülü müzikle gemicilerin yollarını şaşırttıklarına ve kayalara çarpmalarına neden oldukları sanılmaktadır.
İzmir’li şair HOMEROS’un Odise (Odysseia) destanın kahramanı Odysseus’un ağzından
sirenler;...”Ulu tanrıça kirke ne yapın yapın, tanrısal sirenlerden sakının dedi bana..
Büyüleyen seslerinden çiçekli çayırlarından sakının. Sen dinle o sesi, ama bağlasınlar ayakta seni kollarından bacaklarından orta direğe..Böyle dedim ve uyardım arkadaşlarımı..Bu ara gemimiz sirenlerin adasına varmıştı bile..
Çünkü itici bir rüzgar esiyordu arkamızdan.. Derken rüzgar düştü, deniz oldu çarşaf gibi.
Bir tanrı bütün dalgaları dindirmişti.Yoldaşlarım kalkıp geminin yelkenlerini topladılar,
Sonra da kürekleriyle döve döve köpürttüler denizi.O zaman ben tunç kılıcımla mum peteğini parçaladım ufak ufak,Ezdim güçlü ellerimle mumu.Sürdüm arkadaşlarımın kulaklarına.Duymaz oldular artık sirenleri..Onlarda bağladılar kollarımdan bacaklarımdan orta direğe beni..Sonra vurdular kürekleriyle kırçıl denize durmadan..
“Bir sıvışsak göz açıp kapayıncaya dek şuradan” dedik. Ama gözlerinden kaçmadı yakından geçen hızlı gemi sirenlerin. Çınlayan sesleriyle hemen başladılar ezgiye:
“Gel buraya, dillere destan Odysseus, Akhaların şanı şerefi Durdur geminide duy bizim sesimizi. Hiçbir zaman bir kara gemi buradan geçemedi, Durup dinlemeden ağzımdan çıkan tatlı ezgileri, Dinlerler doya doya, daha çok şey öğrenip öyle giderler, Biliriz biz engin Troya’da olup bitenleri..”

KYBELE AÇIK HAVA TAPINAĞI :
İ.Ö.580 yıllarına tarihlenmiştir. Çeşitli büyüklüklerdeki 5 nişte tanrıça kybelenin heykelleri ve kabartmaları yer alıyordu. Kayaya oyulmuş adak havuzu ile denizci fenerlerinin konulması için yapılan küçük nişler denizden gelenlerin burada tapındık-
larını ortaya koymuştur. Kutsal alanın yaslandığı kayalık üzerindeki sur duvarları, duvarların 4 ayrı dönemini göstermektedir. Bunlar arkaik surlar harçsız, Roma dönemi surlarında kireç harcı Ceneviz ve Osmanlı dönemi surlarında ise kireç harcı, kum, tuğla parçası ve kiremit tozlarından oluşan Horasan harcı kullanılmıştır. Yukarıda, eski ortaokul binasının altında Athena Tapınağı bulunmaktadır. Her ikisi de tanrıçadır. Athena, Babilli kraliçe Izdar’a kadar gider. Kybele ise Anadolu’nun tanrıçasıdır.Her iki tanrıçanın altlı, üstlü bulunması da önemli bir olaydır.Kybele arkaik dönemden itibaren Phokaia’da çok saygı görmüştür.Yel değirmenli tepe ile incir adasında da Tanrıça Kybele’ye ait kutsal alanlar mevcuttur.

MOZAİKLER : Son dönem kazılarında Foça’da arkaik, klasik, Helenistik ve Roma dönemine ait yerleşim katları ortaya çıkarılmıştır. 1993 yılı kazılarında ortaya çıkarılan M.S.4.yy.sonları 5.yy. başlarına tarihlenen Roma dönemi villasının taban mozağinin biri institü durumunda yani yerinde sergilenmektedir. Diğeri ise biraz ileride bulunmuştur. Bir kısmı yan taraftaki apartmanın foseptik çukuru açılırken tahrip edilmiştir. Sağlam kısmı restore edilerek yerinden kaldırılmış olup, İzmir Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir. Şu anda korunması açısından kum tabakasıyla kapanmıştır.

ARKAİK DUVAR : Son dönem kazılarında Foça’nın arkaik dönemde 5 km. uzunluğunda surlara sahip olduğu ortaya çıktı. Maltepe Tümülüsü tepesinde yapılan kazılarda İ.Ö.590-580 yıllarına tarihlenen sur duvarlarının bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Tarihçi Herodot’un bu sur duvarlarından sıkça bahsetmesi nedeniyle Herodot duvarı adı da kullanılmaktadır. Payanda duvarın yanında yer alan 4 m.Genişliğindeki boşluğun kent kapısı olduğu saptanmıştır. Kapının her iki yanında bulunan 5 m. Genişliğinde kuleler ahşap hatılllarının yangın nedeniyle kömürleşmiş olduğu görüldü.
Ele geçirilen pers ok ve mızrak uçları , kırık amphoralar ve bilinen eski mancınık güllesi M.Ö. 546 da büyük bir savaş olduğunu
göstermiştir. Pers komutanı Harpagosun ordusu ile Foçalılar arasındaki savaş, Foçalıların yenilgisi ile sona ermişti.
 

TİYATRO: M.Ö. 340-330 yıllarına tarihlenen tiyatro da son dönem kazılarında bulunmuştur.Anadolu’nun en eski tiyatrosudur. Kazı 2 ayrı bölümde yapılmış olup, 1.bölümde Analemna duvarı iyi korunmuş halde ortaya çıkarılmıştır. 4.5 m. Yüksekliğindedir. 2. Bölümde ise 4 ayrı basamak ortaya konmuştur. Basamaklarda “Fuyte Oyta” yazısına rastlanmıştır. Buradan her mahallenin ayrı bir bölümde oturduğu ortaya konulmuştur. M.S. 1.yy.da seramik çöplüğü 2.yy.da da nekropolis (mezarlık)olarak kullanılmıştır.Roma döneminde bir etkinlik göstermemesinde bu dönemde kentte başka bir tiyatro olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak henüz saptanamamıştır. Dayanıklı bir taş türü olmayan ve yörede “Foça taşı”olarak anılan tufadan yapılmıştır.

NEKROPOL VE SUNAK ALANLARI:
Atatürk Mahallesi , Sevgi Caddesinde yapılan kanalizasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır. M.Ö 6. yy ‘ dan , M.S 3.yy’ dek kullanım gören alan çok sayıda mezar içermektedir. Söz konusu mezarlarda çok sayıda eser ele geçmiştir. Arkaik döneme ait mezarlarda yakarak gömme görünmektedir. Roma dönemine ait mezarlarda ise hem doğrudan gömü , hem de yakarak gömme söz konusudur. Lahit mezarlar ise dikdörtgen formlu ve yerel tüf taşından yapılmadır. Bu alanda ayrıca M.Ö 6. yy başlarına ait iki adet yapı ortaya çıkarılmıştır. Dikdörtgen planlı yapılar dinsel amaçlıdırlar. Sunak veya ölü kültü ile ilgili merasim yada cenaze işlerinin yapıldığı binalardır. At nalı planlı bu yapıların ön cepheleri boydan boya merdivenlidir. Kazı çalışmalarının tamamlanması nedeniyle üzeri kapatılarak caddeye işlerlik verilmiştir.

SUR VE BEŞKAPILAR: Beşkapılar, Osmanlı dönemi kalesinin kayıkhane bölümüdür.Buradaki yazıta göre, Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1538-1539 yıllarında onarım görmüştür.Beşkapılar, 1983 ve 1994 yılında restore edilmiştir. Şehrin etrafını çevreleyen surların en iyi korunmuş bölümleri yarımada üzerindeki Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine ait onarımlardır. Beşkapılarda bilimsel kazılar yapılmamıştır.

FATİH CAMİİ: Kentin Türk dönemine ait en önemli yapısıdır.Yapıda iki kitabe vardır.Avlu kapısındaki kitabe 1531 tarihlidir.Kitabeye göre avlu kapısı Mustafa Ağa adlı bir kişi tarafından yaptırılmıştır.Ana giriş üzerindeki kitabeye göre de Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile yeniden inşa ettirilmiştir. Kitabelerden, camiinin Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılarak , 1531 yılında bir avluyla çevrelendiği , daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile ancak onun ölümünden sonra 1569-1570 yılında yeniden inşa edildiği anlaşılmaktadır.,

KAYALAR CAMİİ : Fatih camiinin 200 m. Kuzey doğusundadır uzunlamasına dikdörtgen planlı, düz tavanla örtülü bir camiidir. 15 yy.lın ilk yarısı veya 16.yüzyıla, Minaresi 19.yy.a aittir.Yapıda Bizans dönemine ait devşirme malzeme kullanılmıştır. Üzerini örten ahşap tavan yenilenmiştir.

HAFIZ SÜLEYMAN MESCİDİ :
Giriş açıklığı üzerindeki kitabeye göre 1548 tarihinde Foça kalesi dizdarı Kurt Hacı Mustafa tarafından inşa ettirilmiştir. Günümüzdeki şeklini 18 veya 19.yy da almıştır. 1917 de ibadete kapanan yapı, 1992 de yeniden ibadete açılmıştır. Kare planlı ve düztavanla örtülüdür.
 

OSMANLI MEZARLIĞI : 16.yy.dan başlayarak 19 yy. sonuna kadar uzanan bir zaman dilimi içerisinde gömüye açık olduğu anlaşılmaktadır. Mezarlıkta mezar taşlarında, Hz. Muhammed’in sembolü olan gül, güzellik ve zerafetin sembolü olan lale olmak üzere sürekli yeşil kalmasıyla ebedi olanı simgeleyen selvi ağacı, bolluk ve bereketi simgeleyen üzüm salkımları, nar, cenneti simgeleyen hurma ve bir çok stilize edilmiş bitkisel motif yer almıştır. Motifler kadın ve erkek mezar taşlarına göre üslup açısından farklılık göstermemekle birlikte kadın mezar taşlarının daha yoğun ve çeşitli süsleme içerdiği dikkat çekmektedir.

BELİRLİ GÜNLER- ŞENLİKLER VE ANMA GÜNLERİ :

Foça’nın kurtuluş tarihi olan 11 Eylülde çeşitli kutlama törenleri, Haziran ayı sonunda Müzik, folklor ve su sporları ağılıklı Festival Foça düzenlenmektedir.

AYDIN VİLAYETİNE MAHSUS SALNAMEDEN (1891 BASIMI) FOÇA İLE İLGİLİ BAZI BÖLÜMLER:
“ İzmir sancağına bağlı kazalardan FOÇATEYN kazası”
Hudut : Şimalen : Çandarlı körfezi
Şarkan : Menemen kazasıCenuben : İzmir körfezi
Garben : Adalar denizi ile mahtuttur.Nüfusu kaza : (Kazanın Nüfusu) 7755 zükur (erkek) 6793 ünas (dişi) olmak üzere 14548 kişidir. Nüfusun 3761 i müslim, 10966 sı gayri müslimdir. Burada müslüman nüfustan ziyade gayri müslimler görülse de bu kaza ahalisinin çoğu civar adalardan gelmiş ve yarı yerli sayılmaktadır. İzmir’den 26 mil şimali garbi cihetinde vapurla 3.5 saat mesafededir, Foça-i Atik kasabasının Belediyesi yıllık 30.000 kuruş gelire sahip olup, kasaba sokaklarında 81 adet fener yakılmaktadır. Belediyenin en ziyade dikkat edeceği husus dar olan sokakları nedeniyle temizlik hususudur.

FOÇA-İ CEDİD (yenifoça)
Foça kasabasının şark-ı şimalindedir. Nüfusu 7002 olup, bunun 3184’ü erkek, 3818’i kadındır. Kasabanın 22.600 kuruş yıllık geliri bulunmakta olup, sokaklarında 54 adet fener yakılmaktadır.

FOÇA ÇEVRE ÖZEL KORUMA BÖLGESİ :

Ülkemizde 12 yöremiz özel çevre koruma bölgesi olarak tespit ve ilan edilmiştir. Bu yöreler Foça,Gökova, Datça-Bozburun, Köyceğiz-Dalyan, Fethiye-Göcek, Patara, Kekova, Belek,Göksu deltası, Pamukkale, Gölbaşı, Ihlara’dır. Anayasanın 56. Maddesine Göre “herkes sağlıklı ve dengeli bir çevre de yaşamak hakkına sahiptir. Yaşadığımız dünya, ülke sayıları ve nüfusları artsa da genişlemeyecek, kaynakları ile sınırlı bir dünyadır ve hepimizindir.” Foça Özel Çevre Koruma Bölgesi de doğa güzellikleri, tarihi ve kültürel zenginlikleri açısından oldukça önemlidir. Bölgenin taşıdığı önemin bir bölümü de burada yaşayan foklardan kaynaklanmaktadır. Tarihi, kültürel zenginliğin mitolojideki yeri bakımından önemli olan
arkeolojik doğa ve mimari değerlerin bir bütün olarak yer aldığı Foça, arkeolojik, doğal ve kentsel sit alanları bulunması nedeniyle bir çok kıyı yerleşim birimine göre daha az yapılaşma gösteren ve nispeten bozulmamış bir yerleşim merkezidir. Gelecek nesillere havası,suyu ve toprağı kirlenmemiş, gürültüden ve diğer kirliliklerden uzak, temiz,yeşil ve sağlıklı bir çevre bırakmak görevimizdir.

FOKLAR :
Akdeniz foku (monachus-monachus) dünyanın en nadir 12 memelisinden biridir. Dünyadaki sayısı 400 ü geçmemektedir. Foça, 1991 yılında Türkiye’de oluşturulan ulusal fok komitesince pilot bölge seçildi. Bu doğrultuda dünya doğa vakfı da WWF fokları korumayı amaçlamaktadır. Komite toplantılarına bilim adamları kadar Foçalı
balıkçılar da katılmakta fokların korunmasında aktif rol oynamaktadırlar. Akdeniz foku bir gün içerisinde 60 km. yol alabilecek kadar iyi bir yüzücüdür. Sakinliği seven fokların tercihi sanayileşme, yerleşim ve deniz kirliliği bakımından fazla baskı görmeyen yerlerdir.
WWF, Foça Belediyesi ve Özel Çevre Koruma Kurulu iş birliği kapsamında Çevre Bakanlığı’nın mali desteği ile koruma tedbiri başlatılmıştır. Foça’da foklar tarafından kullanılan mağaraların çoğu adalardadır. Çok zor ve nadir üreyen foklarınyaşadığı mağaralara giriş yasaktır. Fokların yoğun olarak görüldüğü siren kayalıklarında tekne ile gezmek, demirlemek, Orak adasında kamp yapmak, avlanmak, deniz ürünleri avlamak ve dalmak yasaklanmıştır. Henry Ford Avrupa Çevre Koruma ödülü 1998 de Foça Pilot Projesinin olmuştur.


KARATAŞ EFSANESİ :

Foça eski Turizm Müdürü Yılmaz GENCER ’in anlatısından aktarıyoruz.
150 yıl önce Küçükdeniz’de Panayot adında bir balıkçı ve eşi Eleni yaşıyordu. Panayot ailesinin çocukları yoktu. Buna rağmen mutlu yaşıyorlardı. Panayot her sabah erkenden balığa çıkar, akşam üzeri balıkları sattıktan sonra, balıkçı kahvesine takılır, evine gittiğinde de bir duble erik rakısı içmeyi ihmal etmezdi. Pazar günleri karısını alır, küçük kiliseye giderek dualarını yaparlardı.
Büyükdeniz’de de Hüseyin adında bir balıkçı ve eşi Hatice vardı. Hüseyin dinine bağlı bir insandı. Cuma günleri kale içindeki mescide gider, namazını kılardı. O da her gün balığa çıkar, dönüşünde balıkçı kahvesine uğrardı. Kötü havalarda ağlarını tamir eder, diğer balıkçılarla birlikte atalarının efsane ve hikayelerini anlatırlardı. Hüseyin ve eşi de bir çocuk sahibi olmanın yuvalarını şenlendireceğini hayal ederlerdi.

Panayot ve Hüseyin birbirlerini şahsen tanırlardı ama ailece birbirlerine gelip gidecek samimiyetleri yoktu. Bir gün Orak adası civarlarında balık avlarken birbirlerine “Rasgele” dileklerinde bulundular ve o günkü kısmetlerini beklemeye başladılar. Akşam saatlerine doğru hava birden değişti ve patladı. Geri dönmek için ağlarını topladılar ve Foça’ya hareket ettiler. Ancak ne var ki Panayotun sandalı dalgaların sıçrattığı sularla sürüklenmeye başladı. Hüseyin onu görünce çark etti ve yardımına koştu. Panayot’un sandalını Hüseyin ’inkine bağladılar ve kazasız belasız Küçükdeniz balıkçılar kahvesine kapağı attılar. Sıcak çaylar içilirken birbirlerine sigara ikramında bulundular. O günden sonra iki can dostu oldular ve aile ziyaretlerine başladılar.
Aradan altı-yedi ay geçtiğinde Panayot, Hüseyin ‘e eşinin bir çocuk beklediğini anlattı. O gün akşam Hüseyin eşine durumu anlatınca, Hatice de hamile olduğunu söyledi. Çocukların doğumu yaklaştıkça heyecan arttı. Nihayet bir gün ara ile ikisinin de birer çocuğu oldu. Panayot’un çocuğu Talasa, Hüseyin’in kız çocuğu Deniz adını aldı. Talasa Rum dilinde Deniz anlamına geliyordu. Bu tesadüften etkilenen arkadaşlar Hüseyin’in çocuğunu Migalo Talasa(Büyük Deniz), Panayot’un çocuğunu Mikro Talasa(Küçük Deniz) diye çağırmaya başladılar.

Aradan yıllar geçti, çocuklar büyüdü serpildi ve aralarında gizli bir aşk başladı. Çocuklar, babaları denize çıktığı zamanlarda, şimdiki Köprübaşı denen yerde birlikte oturuyorlardı. Burada bir dere akıyor ve orada esmer bir kaya parçası “Karataş” duruyordu. Nihayet bir gün ailelerine birbirlerini sevdiklerini, evlenmek istediklerini söylerler. Bu durum karşısında Panayot ve Hüseyin ne söyleyeceklerini şaşırmışlardı. Çaresiz çocukları nişanladılar.

Talasa geleceğini balıkçılıkta görmüyordu. İzmir’e çalışıp para kazanmaya gitti. Deniz ise onu beklemeye başladı. Aradan yıllar geçti, Talasa dönmedi. Deniz, her gün Karataşın üzerinde oturur, hayaller kurardı. Bir gün ümitsizlikten hasta olup yatağa düştü ve Büyükdeniz’in ruhu Foça’yı terk etti.

O günden sonra Talasa ve Deniz’in aşkları Foça’da uzun zaman söylendi, dilden dile anlatıldı. Panayot ve Hüseyin Karataşın olduğu yeri düzelttiler. Ortak dilekleri şuydu; “Kim ki Makro Petra-Karataşın üzerinden geçerek Foça’ya gelirse, yeri meçhul bu taşa ayak basarsa, Foça’ya olan tutkuları artsın ve Foça’ya kuvvetli bir bağla bağlansınlar.

İşte o gün, bu gün bir çok kişi Foça’ya geldi, gitti ve gönülleri hep Foça’da kaldı. Çoğu da Foça’ya yerleşti.


YENİFOÇA

COĞRAFİ KONUMU :
İzmir’in kuzeybatısında küçük bir sahil kasabası olan Yenifoça günümüzde şirin bir tatil beldesi özelliği kazanmıştır. İzmir’e uzaklığı 64 km.dir. Yenifoça’dan, Aliağa-İzmir karayolu ile 45 dakika içerisinde İzmir’e ulaşılmaktadır. Güneybatısında 20 km.lik asfalt yolun sonunda Foça ilçesine ulaşılır. İki Foça arasında kalan bu yolun bir tarafı denizle, diğer tarafı ise yer yer çam ormanı ile kaplıdır. Yenifoça’nın doğusunda zeytin ve çam ağaçları ile kaplı 200 m. Yüksekliğinde Fula dağı Güneydoğusunda 416 m. Yüksekliğinde Şaphane dağı, Güneyinde Kapıkaya Tepeleri ile batısında Kızıldağ ve Değirmentaşı dağı bulunmaktadır. En yakın köyleri Kozbeyli, Horozgediği, Çakmaklı ve Kocamehmetler’dir
köyleri vardır.

İKLİMİ :
Yenifoça’da Akdeniz iklimi özelliğindedir. Yazları ılık ve kurak kışları soğuk ve yağışlı geçer. Kuzeye açık olduğundan poyraz rüzgarı çok eser.Yaz ayları sıcaklık ortalaması 27 derecedir.

HABERLEŞME :İzmir dışından arayacaklar için telefon kodu 0 232, posta kodu 35695’ dir.


TARİHİ :

Foça’nın Bizans tarafından düğün hediyesi olarakCenevizlilere verilmesinden sonra Cenevizliler,Yenifoça’yı bir üs olarak kurmuştur. Foça’ya “Palyez Fokez” denildiğinden Yenifoça’ya da “Niyez Fokez” adı verilmiştir. (Palyez: eski-Niyez: yeni)

Anadolu Selçuklu Devletine ve Osmanlı Devletine her yıl bir miktar vergi vermekle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Selçuklular, Yenifoça’nın güneydoğusunda 4 km. uzaklıkta “Yolmuş” 3 km. uzaklıkta “Şaphane” güneyinde 7 km. uzaklıkta “Balcı” köylerini kurmuşlar ancak etrafı kalın
surlarla çevrili Yenifoça’ya girmeyi başaramamışlardır.

Osmanlı Padişahı II. Murat, Anadolu’da baş kaldırıp Rumeli’ye geçen ve Gelibolu’yu alan Sultan Mustafa’yı saf dışı etmek için Yenifoça-Ceneviz komutanı Yanko Adorno’dan yardım istemişlerdir. Yanko Adorno, II. Murat ve Osmanlı Ordusunu donanması yardımıyla Rumeli’ye getirmiştir. II. Murat, Rumeli’de Sultan Mustafa’yı etkisiz hale getirmiş ve ona yardım edenleri cezalandırmıştır. Yenifoça-Ceneviz komutanı Yanko Adorno’yu ise mükafatlandırarak Yenifoça-Şaphane dağında bulunan şap madeni işletme hakkını ona vermiştir. Dukas’a göre Yenifoça’da şap madeni oldukça bolmuş, tüm Fransız, İspanyol, İtalyan, Suriye, Mısır ve Arap gemileri buraya gelir, şap ticareti yaparlarmış.O zamanlar şap, boya için aranan bir maddeymiş. Yıldırım Beyazıt, İzmir şehri istila edildiğinde Foça’ya ve Yenifoça’ya birer müfreze göndermiş fakat bu iki kenti ele geçirememiştir. Daha sonra Timur’un İzmir’i işgali sırasında ordusu Foça ve Yenifoça’ya gelmediği halde Foça ve Midilli beyleri buraların kale anahtarlarını Timur’a teslim ederek onun gücünü kabul etmişlerdir. Yenifoça, Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar bağımsız yaşamıştır. Bizans’ın zaptından sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından alınmıştır. O zamanlar Yenifoça halkının çoğunluğunu Rumlar oluşturuyordu. Bu nedenle çoğu gemilerle Midilli ve diğer Yunan adalarına gitmişlerdi. Civardaki “Yolmuş, Balcı ve Şaphane” köyleri de Yenifoça sınırları içerisine alınmışlardır. “Balcı” köyüne bugün “Bucak” denilmektedir. Yenifoça, Osmanlı döneminde çeşitli beyler tarafından yönetilmiş, I.Dünya Savaşı sonrası ise Yunan Ordusu tarafından işgal edilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında çete savaşları vererek işgalden kurtulmaya çalışmış ve 10 Eylül 1922’de Türk Ordusu tarafından kurtarılmıştır.

******

Yukarıdaki bilgiler Foça kaymakamlığınca hazırlanmış ve Cumhuriyetimizin 80. Yıl Ekinlikleri çercevesinde  Foça  Çevre,  Kültür ve Turizm Birliği tarafından  bastırılmış olan kitapcıktandan alınmıştır..