| |
FOÇA GENEL BİLGİLERİ
COĞRAFİ KONUMU :
İzmir iline bağlı 28 ilçe merkezinden biridir. İlçeyi doğuda Menemen,
kuzeyde Çandarlı, batıda Ege Denizi, güneyde de İzmir Körfezi çevreler.
Yüzölçümü yaklaşık 228km. dir. Yenifoça bucağı, Bağarası, Gerenköy
beldeleri, Yenibağarası, Ilıpınar, Yeniköy ve Kozbeyli köyleri vardır.
İKLİMİ :
Yörede Akdeniz iklimi hüküm sürer.İzmir ili içinde en az yağış alan
ilçelerden biridir. Rüzgarlı gün sayısı fazladır. Yaz mevsiminin en
sıcak ayları Temmuz Ağustostur. Hava sıcaklığının35 dereceyi aştığı
günler olur. Her gün öğleye doğru çıkan deniz meltemi (imbat) bunaltıcı
sıcakları hafifletir.
ULAŞIM :
İzmir-Çanakkale karayolunun 39.ncu km.sinden sonra 26 km.lik yol
izlenerek Foça’ya ulaşılır. İzmir-Foça arasında karşılıklı olarak otobüs
seferleri düzenlenmektedir.
EKONOMİ :
Köylerde tarım ve hayvancılık, Foça ve Yenifoça’da ise turizm ve
balıkçılık en önemli geçim kaynağıdır.
EĞİTİM :
İlçede okuma yazma oranı % 98’dir. İlçede lise, Anadolu otelcilik ve
turizm meslek lisesi, ilköğretim okulları bulunmaktadır.
HABERLEŞME :İzmir dışından arayacaklar için telefon kodu 0 232,
posta kodu 35680’dir.
YENİFOÇA
COĞRAFİ KONUMU :
İzmir’in kuzeybatısında küçük bir sahil kasabası olan Yenifoça günümüzde
şirin bir tatil beldesi özelliği kazanmıştır. İzmir’e uzaklığı 64
km.dir. Yenifoça’dan, Aliağa-İzmir karayolu ile 45 dakika içerisinde
İzmir’e ulaşılmaktadır. Güneybatısında 20 km.lik asfalt yolun sonunda
Foça ilçesine ulaşılır. İki Foça arasında kalan bu yolun bir tarafı
denizle, diğer tarafı ise yer yer çam ormanı ile kaplıdır. Yenifoça’nın
doğusunda zeytin ve çam ağaçları ile kaplı 200 m. Yüksekliğinde Fula
dağı Güneydoğusunda 416 m. Yüksekliğinde Şaphane dağı, Güneyinde
Kapıkaya Tepeleri ile batısında Kızıldağ ve Değirmentaşı dağı
bulunmaktadır. En yakın köyleri Kozbeyli, Horozgediği, Çakmaklı ve
Kocamehmetler’dir
köyleri vardır.
İKLİMİ :
Yenifoça’da Akdeniz iklimi özelliğindedir. Yazları ılık ve kurak kışları
soğuk ve yağışlı geçer. Kuzeye açık olduğundan poyraz rüzgarı çok
eser.Yaz ayları sıcaklık ortalaması 27 derecedir.
HABERLEŞME :İzmir dışından arayacaklar için telefon kodu 0 232,
posta kodu 35695’ dir.
MESAFELER
Foça - istanbul 668 km.
Foça - İzmir 65 km.
Foça - Bergama 85 kın.
Foça - Efes 144 km.
Foça - Pamukkale 326 km
Foça - Çeşme 160 km
Foça - Assos 255 km
Foça - Truva 90 km
Foça - Yeni Foça 32 km
******
TARİHİ :
Foça, antik dönemde “Phokaia” ismini
taşıyordu ve İyon yerleşmelerinin en önemlilerinden
biriydi.Bugünkü batı uygarlığının temelleri İ.Ö.6.ncı yy.da
İyonya’da atıldı. Dönemin İyonya’sı felsefe, mimarlık ve
heykeltraşlıkta da dünya ya yol gösterdi. Phokaia’lı Telephanes,
İ.Ö.5.nci yüzyılda Pers (İran) saraylarını süslemiş bir
heykeltraştı. Theodoros, İ.Ö. 4.ncü yy.da ünlü bir mimardı. İ.Ö.
494 yılında Lade deniz savaşını yöneten de Phokaia’lı bir
komutan olan Dionysos’tu. Adını foklardan alan Phokaia
İ.Ö.11.nci yy.da Aiol’larca kuruldu. İyon yerleşmesi ise
İ.Ö.9.cu
yy.la rastlar. Denizcilikle ün yapmış Phokaia’lılar, 50 kürekli,
500 yolcu taşıma kapasiteli, hızlı gemiler ile Ege, Akdeniz ve
Karadeniz’e açılarak çok sayıda koloni kurdular. En önemli
koloniler, Karadenizde Amysos (Samsun), Çanakkale boğazında
Lampsakos (Lapseki), Midili adasında Methymna (Molyvos), güney
İtalya’da Elea (Velia), Korsika’da Alalia , güney Fransa’da
Massalia (Marsilya), Nice ve Antibes, İspanya’da Ampuria’dır.
Böylece, Phokaia, pek çok Avrupa kenti için ana kent olmuştur.
Günümüzden 2600 yıl önce Marsilya’nın anakenti olan Foça, bugün
mega bir kent olan Marsilyanın yanında çok küçük kalmıştır.Son
altı yılda, bu iki yer arasındaki ilişkilerin gelişmesi
açısından önemli adımlar atıldı. Marsilya Belediyesine bağlı
Tarih Müzesi Müdiresi Myriame Morel ile Kültürel Değerler
Atölyesi Müdürü Daniel Drocourt, Marsilya kenti adına bir çok
kez Foça’ya geldi. Marsilya Kültür ve Sanat Akademisi 1993 yılı
ekiminde Fransa Akademiler toplantısını Marsilya’da
gerçekleştirerek Foça-Marsilya ilişkilerini resmen kamuoyuna
açıkladı. Ağustos 1994 yılında’da Marsilya’ya bağlı Cassis
Belediye Başkanı Gilbert Rastoin Foça’yı Marsilya
Başkonsolosumuz ile birlikte ziyaret etti.Phokaialıların
denizcilikteki ustalığı, ticaret alanında da başarılı olmalarına
neden oldu.
Phokaia, İyonya’da doğal altın gümüş karışımı olan Elektron
sikkeyi ilk bastıran kentlerden biridir. Phokaia, İ.Ö 546
yılında Perslerin (İranlıların) tahrip ettiği ilk iyon kentidir.
Bu pers istilası ile şehrin görkemli çağı sona ermiş, şehir
halkının büyük bir çoğunluğu şehri terk etmiştir.İ.Ö 334 yılı
ilkbaharında Büyük İskenderin Anadolu’ya ayak basması ile Pers
egemenliğinin ortadan kaldırması, yeni bir dönemin başlangıcı
olmuştur.
Helenistik devir denilen bu dönemde , kent fiziksel büyümesini
sürdürmüş , ancak İ.Ö 6 ve 7 . ci yy. ‘ lardaki ekonomik ve
kültürel büyüklüğüne asla erişememiştir. İskenderin ölümünden
sonra, Seleukoslarıın, Bergama Krallığı ile Romalıların
yönetimine girdi. Erken Hıristiyanlık döneminde ise bir
piskoposluk merkeziydi. Cenevizliler Yenifoçayı kurmuş ve
buradaki şap madenini işletmişlerdir.
13. cü yy. da Türk Beyliklerinden Çakabeyin, daha sonraları
Saruhanbeyliğini yönetiminde kalmıştır. Osmanlı Sultanı Fatih
Sultan Mehmet 1455 yılında Foça’yı Osmanlı topraklarına
katmıştır.1867 yılında her iki Foça birleştirilerek Manisa
eyaletine bağlanmıştır. Foça 15 Mayıs 1919 tarihinden kuruluş
günü olan 11 Eylül 1922 tarihine kadar Yunanlıların
hakimiyetinde kalmış, bu tarih itibariyle de yeniden Türk
hakimiyetine girmiştir.
MARSİLYA’NIN KURULUŞU
Maceralı bir yolculuktan sonra “Foça”lılar “ARMARİQUE”
kıyılarına çıkarlar. “RHONE” yakınındaki “SEGOBRİGES”lerin
desteğinden fayda umarak, Foçalıların şefi olan “PROTİS”
arkadaşları ile birlikte kralları “NANNUS”a giderek iyi
dileklerini sunarlar.O gün kral “NANNUS” önde gelen şeflerine
bir yemek vermektedir. Bu yemek şerefine kralın kızı “GYPTİS”
geleneklere göre bir eş seçecek ve kendisine düğün kupasını
verecektir. Güzel “GYPTİS” görünür ve “GRECS” lere doğru döner.
“PROTİS”in asil görünüşüne ve
erkek güzelliğine hayran kalarak, kendisine kupayı uzatır. İki
nişanlı evlenir ve Foçalılar
kolonilerini “ANATİLİENS” topraklarına kurarlar. Böylece
“SALYENS”lerden gelen ve
“MAS” “SALYARUM” diye iki ayrı Celtique kelimesinden oluşan
“MASSİLİA” şehrinin temeli atılmış olur.(Bu olay 45.
Olimpiyat’ın 1. Yılında geçmektedir.)
Phokaia’lı denizcilerin Marsilya kıyılarına ilk çıkışları MÖ. 6
Yüzyıl
Marsilya’nın eski liman girişinde şöyle bir yazıt okunur.
“Oturduğunuz bu şehir MÖ.600 yılında Phokaia’dan gelen
denizciler tarafından kurulmuştur ve uygarlıkları buradan
yayılmıştır.”
FOÇA’DA ARKEOLOJİK KAZILAR:
Foça’da arkeolojik kazılar üç dönem gösterir.
BİRİNCİ DÖNEM KAZILAR:
Fransız arkeolog Felix Sartiaux tarafından 1913-1920 yılları
arasında yapılmıştır.Kentin 1/5000 ölçeğinde bir haritasını
yapan Sartiaux , yarım ada üzerinde ve Foça’nın değişik
yerlerinde 15 ayrı sondaj gerçekleştirmiştir.
İKİNCİ DÖNEM KAZILAR:
Or.Prof.Dr.Ekrem AKURGAL başkanlığında yapılmıştır. AKURGAL
1952’den 1956’ya kadar sürekli 1974 yılına kadar da aralıklı
olarak Foça‘da çalışmış ve kazılar Athena tapınağında
yoğunlaşmıştır. Athena tapınağı şu anki ortaokul binasının arka
kısmındaki ana kayalık üzerinde
bulunuyordu. Bu kazı döneminde Phokaia’nın arkaik dönem
(İ.Ö.7-6.yy) yerleşmesine ve Athena tapınağına ait buluntular
ortaya çıkarılmıştır.
ÜÇÜNCÜ DÖNEM KAZILAR:
Uzun bir aradan sonra Prof.Dr.Ömer ÖZYİĞİT tarafından 1989
yılında başlamış olup, halen devam etmektedir. 1989-1990
yıllarında seramik atölyeleri, 1991 yılında antik tiyatro, 1992
de arkaik sur (Herodot duvarı) 1993 de Kybele açık hava tapınağı
ve Roma dönemi mozaikleri,
1996 da da yine mozaik bulunmuş ayrıca Foça’nın arkaik döneme
ait tam plan veren en eski tek yapısı Megaron ortaya
çıkarılmıştır. Foça kazı başkanlığınca, kazılarda çıkan bazı
malzemelerin (seramik, çanak, çömlek, çatı kiremiti, amforaların
da restorasyonu ve çizimleri) yapılmaktadır.
1998-1999 kazı sezonunda Athena Tapınağı kazısı başlamış halende
devam etmektedir. Ayrıca Atatürk Mah. Sevgi caddesinde yapılan
kanalizasyon çalışmaları sırasında M.Ö. 6.yy.dan M.S.3.yy.’a
kadar kullanılan çok sayıda mezar ve M.Ö. 6.yy.başlarına ait 2
adet yapı ortaya çıkarılmıştır bu dikdörtgen planlı yapılar
dinsel amaçlıdır. Bu caddedeki kazı alanı veriler alındıktan
sonra kapatılmıştır.
PHOKAİA’DA ANTİK ÇAĞDA KİL SANATI :
Kilden eser yapımı antik dönemlerden günümüze kadar insan
oğlunun en önemli uğraşlarından biri olmuştur. 1989 dan bu yana
yapılan üçüncü dönem kazılarda seramik üretiminin özellikle Roma
döneminde büyük boyutlara ulaştığı anlaşılmıştır. Çanak çömlek
üretiminde antik çağdan bu yana kullanılan teknikler zaman
içerisinde değişse bile geleneklere uygun olarak geçerliliğini
korumuştur. Kil önce dövülür, çok küçük parçalara ayrılır,
dinlendirme havuzlarında arındırılır. Bu havuzlarda ki değişik
düzeylerde ki kil hamuru, yapılmak istenen nesneye göre ayrılır.
En üstteki arındırılmış kil, heykelcik, orta kesimdeki, çanak
çömlek yapımı için kullanılır. Daha alt düzeylerde bulunan
içerisin de katkı maddesi çok olan kilden ise daha kaba malzeme
örneğin çatı kiremitleri ve su künkleri yapmak için
yararlanılıyordu. Hava boşluklarını yok etmek için iyice
yoğurulan kil, çömlekçi çarkında biçimlendirilerek fırınlarda
odun ateşinde 900 derece civarında pişirilirdi. Boyama işlemi
fırınlamadan önce yapılırsa renk kalıcı olur. Phokaia’da yapılan
kazılarda pişmiş topraktan yapılmış çok sayıda heykelcik ele
geçirilmiştir. İ.Ö. 6 yy’dan
itibaren heykelcikler elle yapıldıklarından içleri doluydu. İ.Ö.
6 yy dan itibaren heykelcikler kalıpla üretilmeye başlanmıştır.
Bu nedenle seri üretime geçilmesiyle birlikte pişmiş toprak
heykelcikler yaygın olarak görülmeye başlandı.
YÖREDEKİ DOĞAL VE ARKEOLOJİK DEĞERLER:
TAŞ EV :
Foça’nın 7 km. kadar doğusunda, kuru bir dere yatağı kenarında
İ.Ö.4.yy.a tarihlenen Lydia / Lykia geleneğinde Pers etkisi
altında kalınarak yapılmış bir mezar anıtıdır. 2000 yılında
başlatılan restorasyon çalışmaları 2001 yılında tamamlanarak
ziyarete açılmıştır.
DIŞ KALE : 1678 yılında yapılan kalenin bütünlüğünden geriye az
bir şey kalmıştır.
İç kısımda bir Türk hamamının kalıntısı bulunmaktadır.
ŞEYTAN HAMAMI : Antik çağda kayalara oyularak yapılmış bir aile
mezarıdır. Mezar,
uzun bir yol ve iki mezar odasından oluşmuştur. Ord.Prof.Ekrem
AKURGAL’ın yapmış olduğu kazılar sırasında bulunan seramik
mezarın İ.Ö. 4.yy.la ait olduğunu ortaya koymuştur.
AĞALAR KONAĞI : Antik Phokaia’nın ve aynı zamanda Osmanlı
döneminden
20yy başlarına kadar iskan alanı olan antik yarımada üzerinde
bulunmaktadır. 300 yıllık bir yapı olduğu söylenir.
1992 yılında ki yangında tamamen tahrip olmuştur. Günümüzde
maalesef geriye pek fazla bir şey kalmamıştır. Ağalar Konağı
yığma taş zemin üzerine ahşap karkas bir yapıya sahipti. Cephe
özellikleri, Safranbolu, Kayseri ve Batı Anadolu sakız tipi ev
özelliklerini taşıyordu. Atatürk 1933 yılında Foça’ya geldiğinde
bu yapıda kalmıştır.
SİREN KAYALIKLARI : Foça ilçesi 1. Derece deprem kuşağında yer
almaktadır. Foça kıyılarında ki ada ve adacıklarda bu volkanik
yapıyı göstermektedir. Mitolojide siren; kuş vücutlu kadın başlı
yaptıkları büyülü müziğin güzellikleriyle tanınan yaratıklardır.
Siren kayalıkları fokları andıran adaların en büyüğü olan Orak
adasının kuzey batısında yer almaktadır. Sirenlerin burada
yaşadığı ve yaptıkları büyülü müzikle gemicilerin yollarını
şaşırttıklarına ve kayalara çarpmalarına neden oldukları
sanılmaktadır.
İzmir’li şair HOMEROS’un Odise (Odysseia) destanın kahramanı
Odysseus’un ağzından
sirenler;...”Ulu tanrıça kirke ne yapın yapın, tanrısal
sirenlerden sakının dedi bana..
Büyüleyen seslerinden çiçekli çayırlarından sakının. Sen dinle o
sesi, ama bağlasınlar ayakta seni kollarından bacaklarından orta
direğe..Böyle dedim ve uyardım arkadaşlarımı..Bu ara gemimiz
sirenlerin adasına varmıştı bile..
Çünkü itici bir rüzgar esiyordu arkamızdan.. Derken rüzgar
düştü, deniz oldu çarşaf gibi.
Bir tanrı bütün dalgaları dindirmişti.Yoldaşlarım kalkıp geminin
yelkenlerini topladılar,
Sonra da kürekleriyle döve döve köpürttüler denizi.O zaman ben
tunç kılıcımla mum peteğini parçaladım ufak ufak,Ezdim güçlü
ellerimle mumu.Sürdüm arkadaşlarımın kulaklarına.Duymaz oldular
artık sirenleri..Onlarda bağladılar kollarımdan bacaklarımdan
orta direğe beni..Sonra vurdular kürekleriyle kırçıl denize
durmadan..
“Bir sıvışsak göz açıp kapayıncaya dek şuradan” dedik. Ama
gözlerinden kaçmadı yakından geçen hızlı gemi sirenlerin.
Çınlayan sesleriyle hemen başladılar ezgiye:
“Gel buraya, dillere destan Odysseus, Akhaların şanı şerefi
Durdur geminide duy bizim sesimizi. Hiçbir zaman bir kara gemi
buradan geçemedi, Durup dinlemeden ağzımdan çıkan tatlı
ezgileri, Dinlerler doya doya, daha çok şey öğrenip öyle
giderler, Biliriz biz engin Troya’da olup bitenleri..”
KYBELE AÇIK HAVA TAPINAĞI :
İ.Ö.580 yıllarına tarihlenmiştir. Çeşitli büyüklüklerdeki 5
nişte tanrıça kybelenin heykelleri ve kabartmaları yer alıyordu.
Kayaya oyulmuş adak havuzu ile denizci fenerlerinin konulması
için yapılan küçük nişler denizden gelenlerin burada tapındık-
larını ortaya koymuştur. Kutsal alanın yaslandığı kayalık
üzerindeki sur duvarları, duvarların 4 ayrı dönemini
göstermektedir. Bunlar arkaik surlar harçsız, Roma dönemi
surlarında kireç harcı Ceneviz ve Osmanlı dönemi surlarında ise
kireç harcı, kum, tuğla parçası ve kiremit tozlarından oluşan
Horasan harcı kullanılmıştır. Yukarıda, eski ortaokul binasının
altında Athena Tapınağı bulunmaktadır. Her ikisi de tanrıçadır.
Athena, Babilli kraliçe Izdar’a kadar gider. Kybele ise
Anadolu’nun tanrıçasıdır.Her iki tanrıçanın altlı, üstlü
bulunması da önemli bir olaydır.Kybele arkaik dönemden itibaren
Phokaia’da çok saygı görmüştür.Yel değirmenli tepe ile incir
adasında da Tanrıça Kybele’ye ait kutsal alanlar mevcuttur.
MOZAİKLER : Son dönem kazılarında Foça’da arkaik, klasik,
Helenistik ve Roma dönemine ait yerleşim katları ortaya
çıkarılmıştır. 1993 yılı kazılarında ortaya çıkarılan
M.S.4.yy.sonları 5.yy. başlarına tarihlenen Roma dönemi
villasının taban mozağinin biri institü durumunda yani yerinde
sergilenmektedir. Diğeri ise biraz ileride bulunmuştur. Bir
kısmı yan taraftaki apartmanın foseptik çukuru açılırken tahrip
edilmiştir. Sağlam kısmı restore edilerek yerinden kaldırılmış
olup, İzmir Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir. Şu anda
korunması açısından kum tabakasıyla kapanmıştır.
ARKAİK DUVAR : Son dönem kazılarında Foça’nın arkaik dönemde 5
km. uzunluğunda surlara sahip olduğu ortaya çıktı. Maltepe
Tümülüsü tepesinde yapılan kazılarda İ.Ö.590-580 yıllarına
tarihlenen sur duvarlarının bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.
Tarihçi Herodot’un bu sur duvarlarından sıkça bahsetmesi
nedeniyle Herodot duvarı adı da kullanılmaktadır. Payanda
duvarın yanında yer alan 4 m.Genişliğindeki boşluğun kent kapısı
olduğu saptanmıştır. Kapının her iki yanında bulunan 5 m.
Genişliğinde kuleler ahşap hatılllarının yangın nedeniyle
kömürleşmiş olduğu görüldü.
Ele geçirilen pers ok ve mızrak uçları , kırık amphoralar ve
bilinen eski mancınık güllesi M.Ö. 546 da büyük bir savaş
olduğunu
göstermiştir. Pers komutanı Harpagosun ordusu ile Foçalılar
arasındaki savaş, Foçalıların yenilgisi ile sona ermişti.
TİYATRO: M.Ö. 340-330 yıllarına tarihlenen
tiyatro da son dönem kazılarında bulunmuştur.Anadolu’nun en eski
tiyatrosudur. Kazı 2 ayrı bölümde yapılmış olup, 1.bölümde
Analemna duvarı iyi korunmuş halde ortaya çıkarılmıştır. 4.5 m.
Yüksekliğindedir. 2. Bölümde ise 4 ayrı basamak ortaya
konmuştur. Basamaklarda “Fuyte Oyta” yazısına rastlanmıştır.
Buradan her mahallenin ayrı bir bölümde oturduğu ortaya
konulmuştur. M.S. 1.yy.da seramik çöplüğü 2.yy.da da nekropolis
(mezarlık)olarak kullanılmıştır.Roma döneminde bir etkinlik
göstermemesinde bu dönemde kentte başka bir tiyatro olduğu
ortaya çıkmıştır. Ancak henüz saptanamamıştır. Dayanıklı bir taş
türü olmayan ve yörede “Foça taşı”olarak anılan tufadan
yapılmıştır.
NEKROPOL VE SUNAK ALANLARI:
Atatürk Mahallesi , Sevgi Caddesinde yapılan kanalizasyon
çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır. M.Ö 6. yy ‘ dan , M.S
3.yy’ dek kullanım gören alan çok sayıda mezar içermektedir. Söz
konusu mezarlarda çok sayıda eser ele geçmiştir. Arkaik döneme
ait mezarlarda yakarak gömme görünmektedir. Roma dönemine ait
mezarlarda ise hem doğrudan gömü , hem de yakarak gömme söz
konusudur. Lahit mezarlar ise dikdörtgen formlu ve yerel tüf
taşından yapılmadır. Bu alanda ayrıca M.Ö 6. yy başlarına ait
iki adet yapı ortaya çıkarılmıştır. Dikdörtgen planlı yapılar
dinsel amaçlıdırlar. Sunak veya ölü kültü ile ilgili merasim
yada cenaze işlerinin yapıldığı binalardır. At nalı planlı bu
yapıların ön cepheleri boydan boya merdivenlidir. Kazı
çalışmalarının tamamlanması nedeniyle üzeri kapatılarak caddeye
işlerlik verilmiştir.
SUR VE BEŞKAPILAR: Beşkapılar, Osmanlı dönemi kalesinin
kayıkhane bölümüdür.Buradaki yazıta göre, Kanuni Sultan Süleyman
zamanında 1538-1539 yıllarında onarım görmüştür.Beşkapılar, 1983
ve 1994 yılında restore edilmiştir. Şehrin etrafını çevreleyen
surların en iyi korunmuş bölümleri yarımada üzerindeki Bizans,
Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine ait onarımlardır. Beşkapılarda
bilimsel kazılar yapılmamıştır.
FATİH CAMİİ: Kentin Türk dönemine ait en önemli yapısıdır.Yapıda
iki kitabe vardır.Avlu kapısındaki kitabe 1531
tarihlidir.Kitabeye göre avlu kapısı Mustafa Ağa adlı bir kişi
tarafından yaptırılmıştır.Ana giriş üzerindeki kitabeye göre de
Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile yeniden inşa ettirilmiştir.
Kitabelerden, camiinin Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan
Mehmet tarafından yaptırılarak , 1531 yılında bir avluyla
çevrelendiği , daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile
ancak onun ölümünden sonra 1569-1570 yılında yeniden inşa
edildiği anlaşılmaktadır.,
KAYALAR CAMİİ : Fatih camiinin 200 m. Kuzey doğusundadır
uzunlamasına dikdörtgen planlı, düz tavanla örtülü bir camiidir.
15 yy.lın ilk yarısı veya 16.yüzyıla, Minaresi 19.yy.a
aittir.Yapıda Bizans dönemine ait devşirme malzeme
kullanılmıştır. Üzerini örten ahşap tavan yenilenmiştir.
HAFIZ SÜLEYMAN MESCİDİ :
Giriş açıklığı üzerindeki kitabeye göre 1548 tarihinde Foça
kalesi dizdarı Kurt Hacı Mustafa tarafından inşa ettirilmiştir.
Günümüzdeki şeklini 18 veya 19.yy da almıştır. 1917 de ibadete
kapanan yapı, 1992 de yeniden ibadete açılmıştır. Kare planlı ve
düztavanla örtülüdür.
OSMANLI MEZARLIĞI : 16.yy.dan başlayarak 19
yy. sonuna kadar uzanan bir zaman dilimi içerisinde gömüye açık
olduğu anlaşılmaktadır. Mezarlıkta mezar taşlarında, Hz.
Muhammed’in sembolü olan gül, güzellik ve zerafetin sembolü olan
lale olmak üzere sürekli yeşil kalmasıyla ebedi olanı simgeleyen
selvi ağacı, bolluk ve bereketi simgeleyen üzüm salkımları, nar,
cenneti simgeleyen hurma ve bir çok stilize edilmiş bitkisel
motif yer almıştır. Motifler kadın ve erkek mezar taşlarına göre
üslup açısından farklılık göstermemekle birlikte kadın mezar
taşlarının daha yoğun ve çeşitli süsleme içerdiği dikkat
çekmektedir.
BELİRLİ GÜNLER- ŞENLİKLER VE ANMA GÜNLERİ :
Foça’nın kurtuluş tarihi olan 11 Eylülde çeşitli kutlama
törenleri, Haziran ayı sonunda Müzik, folklor ve su sporları
ağılıklı Festival Foça düzenlenmektedir.
AYDIN VİLAYETİNE MAHSUS SALNAMEDEN (1891 BASIMI) FOÇA İLE İLGİLİ
BAZI BÖLÜMLER:
“ İzmir sancağına bağlı kazalardan FOÇATEYN kazası”
Hudut : Şimalen : Çandarlı körfezi
Şarkan : Menemen kazasıCenuben : İzmir körfezi
Garben : Adalar denizi ile mahtuttur.Nüfusu kaza : (Kazanın
Nüfusu) 7755 zükur (erkek) 6793 ünas (dişi) olmak üzere 14548
kişidir. Nüfusun 3761 i müslim, 10966 sı gayri müslimdir. Burada
müslüman nüfustan ziyade gayri müslimler görülse de bu kaza
ahalisinin çoğu civar adalardan gelmiş ve yarı yerli
sayılmaktadır. İzmir’den 26 mil şimali garbi cihetinde vapurla
3.5 saat mesafededir, Foça-i Atik kasabasının Belediyesi yıllık
30.000 kuruş gelire sahip olup, kasaba sokaklarında 81 adet
fener yakılmaktadır. Belediyenin en ziyade dikkat edeceği husus
dar olan sokakları nedeniyle temizlik hususudur.
FOÇA-İ CEDİD (yenifoça)
Foça kasabasının şark-ı şimalindedir. Nüfusu 7002 olup, bunun
3184’ü erkek, 3818’i kadındır. Kasabanın 22.600 kuruş yıllık
geliri bulunmakta olup, sokaklarında 54 adet fener
yakılmaktadır.
FOÇA ÇEVRE ÖZEL KORUMA BÖLGESİ :
Ülkemizde 12 yöremiz özel çevre koruma bölgesi olarak tespit ve
ilan edilmiştir. Bu yöreler Foça,Gökova, Datça-Bozburun,
Köyceğiz-Dalyan, Fethiye-Göcek, Patara, Kekova, Belek,Göksu
deltası, Pamukkale, Gölbaşı, Ihlara’dır. Anayasanın 56.
Maddesine Göre “herkes sağlıklı ve dengeli bir çevre de yaşamak
hakkına sahiptir. Yaşadığımız dünya, ülke sayıları ve nüfusları
artsa da genişlemeyecek, kaynakları ile sınırlı bir dünyadır ve
hepimizindir.” Foça Özel Çevre Koruma Bölgesi de doğa
güzellikleri, tarihi ve kültürel zenginlikleri açısından oldukça
önemlidir. Bölgenin taşıdığı önemin bir bölümü de burada yaşayan
foklardan kaynaklanmaktadır. Tarihi, kültürel zenginliğin
mitolojideki yeri bakımından önemli olan
arkeolojik doğa ve mimari değerlerin bir bütün olarak yer aldığı
Foça, arkeolojik, doğal ve kentsel sit alanları bulunması
nedeniyle bir çok kıyı yerleşim birimine göre daha az yapılaşma
gösteren ve nispeten bozulmamış bir yerleşim merkezidir. Gelecek
nesillere havası,suyu ve toprağı kirlenmemiş, gürültüden ve
diğer kirliliklerden uzak, temiz,yeşil ve sağlıklı bir çevre
bırakmak görevimizdir.
FOKLAR :
Akdeniz foku (monachus-monachus) dünyanın en nadir 12
memelisinden biridir. Dünyadaki sayısı 400 ü geçmemektedir.
Foça, 1991 yılında Türkiye’de oluşturulan ulusal fok komitesince
pilot bölge seçildi. Bu doğrultuda dünya doğa vakfı da WWF
fokları korumayı amaçlamaktadır. Komite toplantılarına bilim
adamları kadar Foçalı
balıkçılar da katılmakta fokların korunmasında aktif rol
oynamaktadırlar. Akdeniz foku bir gün içerisinde 60 km. yol
alabilecek kadar iyi bir yüzücüdür. Sakinliği seven fokların
tercihi sanayileşme, yerleşim ve deniz kirliliği bakımından
fazla baskı görmeyen yerlerdir.
WWF, Foça Belediyesi ve Özel Çevre Koruma Kurulu iş birliği
kapsamında Çevre Bakanlığı’nın mali desteği ile koruma tedbiri
başlatılmıştır. Foça’da foklar tarafından kullanılan mağaraların
çoğu adalardadır. Çok zor ve nadir üreyen foklarınyaşadığı
mağaralara giriş yasaktır. Fokların yoğun olarak görüldüğü siren
kayalıklarında tekne ile gezmek, demirlemek, Orak adasında kamp
yapmak, avlanmak, deniz ürünleri avlamak ve dalmak
yasaklanmıştır. Henry Ford Avrupa Çevre Koruma ödülü 1998 de
Foça Pilot Projesinin olmuştur.
KARATAŞ EFSANESİ :
Foça eski Turizm Müdürü Yılmaz GENCER ’in anlatısından
aktarıyoruz.
150 yıl önce Küçükdeniz’de Panayot adında bir balıkçı ve eşi
Eleni yaşıyordu. Panayot ailesinin çocukları yoktu. Buna rağmen
mutlu yaşıyorlardı. Panayot her sabah erkenden balığa çıkar,
akşam üzeri balıkları sattıktan sonra, balıkçı kahvesine
takılır, evine gittiğinde de bir duble erik rakısı içmeyi ihmal
etmezdi. Pazar günleri karısını alır, küçük kiliseye giderek
dualarını yaparlardı.
Büyükdeniz’de de Hüseyin adında bir balıkçı ve eşi Hatice vardı.
Hüseyin dinine bağlı bir insandı. Cuma günleri kale içindeki
mescide gider, namazını kılardı. O da her gün balığa çıkar,
dönüşünde balıkçı kahvesine uğrardı. Kötü havalarda ağlarını
tamir eder, diğer balıkçılarla birlikte atalarının efsane ve
hikayelerini anlatırlardı. Hüseyin ve eşi de bir çocuk sahibi
olmanın yuvalarını şenlendireceğini hayal ederlerdi.
Panayot ve Hüseyin birbirlerini şahsen tanırlardı ama ailece
birbirlerine gelip gidecek samimiyetleri yoktu. Bir gün Orak
adası civarlarında balık avlarken birbirlerine “Rasgele”
dileklerinde bulundular ve o günkü kısmetlerini beklemeye
başladılar. Akşam saatlerine doğru hava birden değişti ve
patladı. Geri dönmek için ağlarını topladılar ve Foça’ya hareket
ettiler. Ancak ne var ki Panayotun sandalı dalgaların sıçrattığı
sularla sürüklenmeye başladı. Hüseyin onu görünce çark etti ve
yardımına koştu. Panayot’un sandalını Hüseyin ’inkine bağladılar
ve kazasız belasız Küçükdeniz balıkçılar kahvesine kapağı
attılar. Sıcak çaylar içilirken birbirlerine sigara ikramında
bulundular. O günden sonra iki can dostu oldular ve aile
ziyaretlerine başladılar.
Aradan altı-yedi ay geçtiğinde Panayot, Hüseyin ‘e eşinin bir
çocuk beklediğini anlattı. O gün akşam Hüseyin eşine durumu
anlatınca, Hatice de hamile olduğunu söyledi. Çocukların doğumu
yaklaştıkça heyecan arttı. Nihayet bir gün ara ile ikisinin de
birer çocuğu oldu. Panayot’un çocuğu Talasa, Hüseyin’in kız
çocuğu Deniz adını aldı. Talasa Rum dilinde Deniz anlamına
geliyordu. Bu tesadüften etkilenen arkadaşlar Hüseyin’in
çocuğunu Migalo Talasa(Büyük Deniz), Panayot’un çocuğunu Mikro
Talasa(Küçük Deniz) diye çağırmaya başladılar.
Aradan yıllar geçti, çocuklar büyüdü serpildi ve aralarında
gizli bir aşk başladı. Çocuklar, babaları denize çıktığı
zamanlarda, şimdiki Köprübaşı denen yerde birlikte
oturuyorlardı. Burada bir dere akıyor ve orada esmer bir kaya
parçası “Karataş” duruyordu. Nihayet bir gün ailelerine
birbirlerini sevdiklerini, evlenmek istediklerini söylerler. Bu
durum karşısında Panayot ve Hüseyin ne söyleyeceklerini
şaşırmışlardı. Çaresiz çocukları nişanladılar.
Talasa geleceğini balıkçılıkta görmüyordu. İzmir’e çalışıp para
kazanmaya gitti. Deniz ise onu beklemeye başladı. Aradan yıllar
geçti, Talasa dönmedi. Deniz, her gün Karataşın üzerinde oturur,
hayaller kurardı. Bir gün ümitsizlikten hasta olup yatağa düştü
ve Büyükdeniz’in ruhu Foça’yı terk etti.
O günden sonra Talasa ve Deniz’in aşkları Foça’da uzun zaman
söylendi, dilden dile anlatıldı. Panayot ve Hüseyin Karataşın
olduğu yeri düzelttiler. Ortak dilekleri şuydu; “Kim ki Makro
Petra-Karataşın üzerinden geçerek Foça’ya gelirse, yeri meçhul
bu taşa ayak basarsa, Foça’ya olan tutkuları artsın ve Foça’ya
kuvvetli bir bağla bağlansınlar.
İşte o gün, bu gün bir çok kişi Foça’ya geldi, gitti ve
gönülleri hep Foça’da kaldı. Çoğu da Foça’ya yerleşti.
YENİFOÇA
COĞRAFİ KONUMU :
İzmir’in kuzeybatısında küçük bir sahil kasabası olan Yenifoça
günümüzde şirin bir tatil beldesi özelliği kazanmıştır. İzmir’e
uzaklığı 64 km.dir. Yenifoça’dan, Aliağa-İzmir karayolu ile 45
dakika içerisinde İzmir’e ulaşılmaktadır. Güneybatısında 20
km.lik asfalt yolun sonunda Foça ilçesine ulaşılır. İki Foça
arasında kalan bu yolun bir tarafı denizle, diğer tarafı ise yer
yer çam ormanı ile kaplıdır. Yenifoça’nın doğusunda zeytin ve
çam ağaçları ile kaplı 200 m. Yüksekliğinde Fula dağı
Güneydoğusunda 416 m. Yüksekliğinde Şaphane dağı, Güneyinde
Kapıkaya Tepeleri ile batısında Kızıldağ ve Değirmentaşı dağı
bulunmaktadır. En yakın köyleri Kozbeyli, Horozgediği, Çakmaklı
ve Kocamehmetler’dir
köyleri vardır.
İKLİMİ :
Yenifoça’da Akdeniz iklimi özelliğindedir. Yazları ılık ve kurak
kışları soğuk ve yağışlı geçer. Kuzeye açık olduğundan poyraz
rüzgarı çok eser.Yaz ayları sıcaklık ortalaması 27 derecedir.
HABERLEŞME :İzmir dışından arayacaklar için telefon kodu 0 232,
posta kodu 35695’ dir.
TARİHİ :
Foça’nın Bizans tarafından düğün hediyesi olarakCenevizlilere
verilmesinden sonra Cenevizliler,Yenifoça’yı bir üs olarak
kurmuştur. Foça’ya “Palyez Fokez” denildiğinden Yenifoça’ya da
“Niyez Fokez” adı verilmiştir. (Palyez: eski-Niyez: yeni)
Anadolu Selçuklu Devletine ve Osmanlı Devletine her yıl bir
miktar vergi vermekle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Selçuklular,
Yenifoça’nın güneydoğusunda 4 km. uzaklıkta “Yolmuş” 3 km.
uzaklıkta “Şaphane” güneyinde 7 km. uzaklıkta “Balcı” köylerini
kurmuşlar ancak etrafı kalın
surlarla çevrili Yenifoça’ya girmeyi başaramamışlardır.
Osmanlı Padişahı II. Murat, Anadolu’da baş kaldırıp Rumeli’ye
geçen ve Gelibolu’yu alan Sultan Mustafa’yı saf dışı etmek için
Yenifoça-Ceneviz komutanı Yanko Adorno’dan yardım istemişlerdir.
Yanko Adorno, II. Murat ve Osmanlı Ordusunu donanması yardımıyla
Rumeli’ye getirmiştir. II. Murat, Rumeli’de Sultan Mustafa’yı
etkisiz hale getirmiş ve ona yardım edenleri cezalandırmıştır.
Yenifoça-Ceneviz komutanı Yanko Adorno’yu ise mükafatlandırarak
Yenifoça-Şaphane dağında bulunan şap madeni işletme hakkını ona
vermiştir. Dukas’a göre Yenifoça’da şap madeni oldukça bolmuş,
tüm Fransız, İspanyol, İtalyan, Suriye, Mısır ve Arap gemileri
buraya gelir, şap ticareti yaparlarmış.O zamanlar şap, boya için
aranan bir maddeymiş. Yıldırım Beyazıt, İzmir şehri istila
edildiğinde Foça’ya ve Yenifoça’ya birer müfreze göndermiş fakat
bu iki kenti ele geçirememiştir. Daha sonra Timur’un İzmir’i
işgali sırasında ordusu Foça ve Yenifoça’ya gelmediği halde Foça
ve Midilli beyleri buraların kale anahtarlarını Timur’a teslim
ederek onun gücünü kabul etmişlerdir. Yenifoça, Fatih Sultan
Mehmet zamanına kadar bağımsız yaşamıştır. Bizans’ın zaptından
sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından alınmıştır. O zamanlar
Yenifoça halkının çoğunluğunu Rumlar oluşturuyordu. Bu nedenle
çoğu gemilerle Midilli ve diğer Yunan adalarına gitmişlerdi.
Civardaki “Yolmuş, Balcı ve Şaphane” köyleri de Yenifoça
sınırları içerisine alınmışlardır. “Balcı” köyüne bugün “Bucak”
denilmektedir. Yenifoça, Osmanlı döneminde çeşitli beyler
tarafından yönetilmiş, I.Dünya Savaşı sonrası ise Yunan Ordusu
tarafından işgal edilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında çete
savaşları vererek işgalden kurtulmaya çalışmış ve 10 Eylül
1922’de Türk Ordusu tarafından kurtarılmıştır.
******
Yukarıdaki bilgiler Foça kaymakamlığınca hazırlanmış ve
Cumhuriyetimizin 80. Yıl Ekinlikleri çercevesinde Foça Çevre,
Kültür ve Turizm Birliği tarafından bastırılmış olan
kitapcıktandan alınmıştır.. |
|